17 Eylül 2015 Perşembe

KENDİNİ TANI,GÜCÜNÜ TANI...




Bir kaza sonrası sol kolunu kaybeden Japon bir çocuğun hikayesi bu.Ailesinin karşı çıkmasına rağmen,içinde Karate sporuna büyük bir aşk var çocuğun.Ailesi ısrarına dayanamaz ve bir Karate hocası tutar ve başlarlar antremana.Usta karateci ,çocuğa bir tek hareket öğretir,günler haftalar boyu.Çocuk sıkılır fakat çalışmaya gene devam eder.Zaman içinde o tek hareket ile hocasını bile yerden yere vurmaya başlar.Tek bir hareket ile...
Bir gün gençler karate şampiyonasına katılabileceği ile ilgili mektup alırlar.İsteksiz de olsa,yarışmaya katılır sol kolu olmayan çocuk.Bütün rakiplerini yener ve hatta finalde kendisinden iki kat rakibini kısa sürede alt etmeyi becerir.Şampiyon olur...
Hocası sırrını açıklar:
Öğrettiğim tek hareketin sadece bir tek karşı hareketi var der..O da rakibin sol kolunu tutmak!!!

Kitapçı raflarında düzinelerce 
kişisel gelişim kitapları var günümüzde.Bize yol göstermek ve rehber olmak adına.Elbette faydalı fakat değişim için işe yarıyor mu gerçekten?
Bir başkasının önerdiği çözüm bizim için her zaman uygun mu?Birisinin yapabildiğini biz de aynı şekilde uygulayabilir miyiz?
Belki de evet.İstemenin gücüne inanıyoruz elbette.Fakat deneyip de o değişimi yaşayamayanlar biraz daha fazla hayal kırıklığına düşüyorlar maalesef.
Doğumdan itibaren türlü türlü becerilerle hayata 'merhaba' diyoruz.Herkesin farklı olduğu,güçlü olduğu,ya da zaafları olduğu bir hayata!!!
Bir zorlukla karşılaştığımızda bize özel bu becerilerimizi kullanmak daha uygulanabilir değil mi?
Sorunlara kendimize özel ve bizim şartlarımız içinde çözüm bulmak işin kısa yolu olabilir mi?

Kendimizi çok iyi tanımamız gerekiyor sanırım.Hedeflerimize giderken,kendi güçlü yönlerimizi eksikliklerimizi kapatmak için kullanmaya ne dersiniz!
Değişmek istiyorsak, önce değişime FARKINDA OLARAK başlayalım...
KENDİMİZİN FARKINDA,GÜCÜMÜZÜN FARKINDA...

6 Eylül 2015 Pazar

İÇİNDEKİ ÇOCUĞA SARIL...

Kan ter içinde uykularından uyanıyorsan eğer her gece
Yalnızlık sevgili gibi boylu boyunca uzanıyorsa koynuna
Olur, olmaz yere ıslanıyorsa kirpiklerin artık her şeye
Anneni daha sık anımsıyorsan hatta anlıyorsan

Kalbini bir mektup gibi buruşturulup fırlatılmış
Kendini kimsesiz ve erken unutulmuş hissediyorsan
İçindeki çocuğa sarıl
Sana insanı anlatır...


Sezen Aksu'nun sesi Meral Okay'ın sözleri biraz melankolikleştirir bizleri,bu şarkıyı her duyduğumuzda.Zora düştüğünde,için acıdığında sarıl der içindeki çocuğa.Peki ne yardımı olacak o çocuğun?Kimsenin veremediği neyi verecek?
Bunun için sanırım 'Benjamin Button'ın Tuhaf Hikayesi''nde olduğu gibi,hadi dönelim çocukluğumuza...
Minicik eller ve ayaklarla ne kadar da sevimli bir çocuk var karşımızda.Yüzü sürekli gülen,hareketli.Gülerken de etrafına neşe saçan,ilginin merkezi.Dikkatler üzerinden çekildiğinde basan yaygarayı.İsteği için çaba gösteren,baktı alamadı en hassas noktadan vurmayı bilen bir ufaklık.Ağlayan avazı çıktığı kadar ve hedefine ulaştığında muzaffer komutan edasını takınan.
Çevre ne der,ayıp olur mu endişesi yok onda.Dilediği gibi yaşar hayatı.İnsanlar bana uysun,ben keyfimi bozamam der.Özgüven zirvededir,umurunda olmaz kimin ne düşündüğü.
Bıkmaz hiç bir zaman denemekten.Defalarca kalkar ayağa,defalarca da düşer.Asla yılmaz,bilir başaracağını.Daha önce ulaşmıştır hedeflerine,bunu mu yapamayacaktır.
Küçük şeylerden mutlu olmasını bilir.Bazen basit bir kutudur tüm oyuncağı,bazen ayak parmaklarıdır.Büyüklerin onun karşısında yaptığı tuhaflıklar,katıla katıla güldürür dakikalarca.
Kafasında yoktur dünün pişmanlıkları.Olan olmuştur,takılmaz mesela dün kırdığı bardağa.Yarın ise asla endişelendirmez,bilir ki yaşanacak bu an var...Neden mahvedeyim ki şu anın keyfini der tadını çıkarır.
Yatağına yattığında,içi huzurludur.Yargılamaz kendini ya da başkalarını.Uyumak yorgun minik bedenini dinlendirmek içindir, bilir yatağının mahkeme salonu olmadığını...

Ne kadar muhteşem bir canlıdır çocuklar...Mükemmel olarak doğar,sonra ne yazık ki bozar dünya onu.Unutur zaman zaman insanoğlu çünkü yaşadığı çocukluğunu.
Hadi şimdi sarılın o güzel çocuğa sımsıkı.Ondan öğrenecek çok şey var inanın .Bize usulca fısıldayıp hatırlatsın,

HAYATIN NE KADAR GÜZEL OLDUĞUNU






31 Ağustos 2015 Pazartesi

HER İNSAN BİRAZ...

Her insan biraz,

RESSAMdır bu hayatta,
Döker rengarenk boyaları paletin üzerine,başlar fırçayla çizmeye hayat tuvalinin üzerine en güzel resimleri.Bazen mutluluklar resmeder pembedir fırçanın ucu;bazen hüzün çöker içine ,çıkarır kutusundan kara kalemi.Hayallerini nakşeder ustaca,derin derin dalarak.Bazen can kırıklıkları vardır ,resim bile olsa kor ateştir yüreğini yakan.

Her insan biraz,

CAMBAZdır bu hayatta,

Yüreği ağzına gelir her adımında.Upuzun sırığı ile hayat ipinin üzerinde can pazarındadır.Dengeyi kurmak ister,sırığın bir tarafına geçmişi bir tarafına geleceğini koyarak.Bazen tökezler,endişeleri ,korkuları ağır basar,çeker aşağıya doğru.Toparlanır hemen,umutlarını hatırlayarak.Kendinden emin,kah bir tarafa kah öbür yana sallana sallana yaşar her anı.

Her insan biraz,

MARATON KOŞUCUSUdur bu hayatta,

Silahtan çıkar çıkmaz mermi,başlar yaşam  mücadelesine.Bilir ki temposunu bilmezse hayatın,çabuk tükenir nefesi.Ümidini kaybetmeden aşar mesafeleri.Bitiş çizgisine hala gelemediğini bilse de ,geçtiği yollar güç verir kendisine.Kalbinin her atışı,sonunda gelecek mutluluğu hatırlatır.Çabuk tüketmez anları,keyfine varır hayat yarışının.

Her insan biraz,

KAPTANdır bu hayatta,

Açılır engin denizlere sıcacık bir günde.Aldatmaz bu havanın güzelliği onu,bilir ki her durgunluk sonrası bir fırtına gelebilir.Nasıl her gece sonrası doğan güneş gibi.Rüzgara bırakmaz her şeyi,izin vermez onu bir oradan bir oraya atmasını.Aksine hükmeder o esen yele.Dümeni ondadır yaşam gemisinin.Zaman zaman kapılsa da ümitsizliğe,martılar bağırır silkelen diye...

Her insan biraz 
ORKESTRA ŞEFİdir bu hayatta,
En güzel melodi çıkacaktır az sonra.Geçer notaların başına,alır eline çubuğu.Kendinden emin,yönetir hayat orkestrasını.Bir kusur gördüğünde hemen müdahale eder,düzeltmesi gerekenleri bilir.Çatlak bir ses çıkarsa kulakları tırmalayan,çıkarır hayatından;uyumlu olanlara sımsıkı sarılır tüm senfoni boyunca...

Her insan biraz

KAŞİFtir bu hayatta,

Kendisini keşfetmek için çıkar yola,bıkmadan usanmadan.Tam bitti derken,hayat ona yeni yerler gösterir.Sürprizlerle dolu bir yolda,her gün yeni şeyler öğretir o en kıymetli öğretmen.Ressamsın der bir gün,dengede bir Cambaz belki.Hatırlatır ona Maraton koştuğunu,gemisinin başında bazen Kaptanlığını.Geç der,Orkestranın başına,çal en güzel müzikleri.

Ve der ki HAYAT,

Sen KAŞİFsin keşfet artık kendini.


24 Ağustos 2015 Pazartesi

HADİ SİLKELEN !!!

Kendine çeki düzen verme zamanı gelmedi mi?Yetmedi mi artık bu bitmez tükenmez kendine acıma seansları? Geçmişteki pişmanlıkların bıktırıcı keşkelere dönmesi dilinde ,gelecek kaygılarının kara bulutlarla resmedilmesi zihninde...Ne zamana kadar sürecek?İçini kaplayan umutsuzluk ateşini söndürmek için ne zaman harekete geçeceksin? Birisinin bu dipsiz kuyudan seni çıkarması için ne kadar daha bekleyecek ve kuyunun daha da derinleşmesi için ne kadar daha kazmaya devam edeceksin?Her saniye, hayatının film kareleri hızla dönerken,seyirci koltuğundan sahneye çıkmak için ne bekliyorsun? Baktığın ama göremediğin,işittiğin ama duyamadığın,dokunduğun ama hissetmediğin bir yaşantıdan ne zaman kendini çekip çıkaracaksın?



Hadi Silkelen!!!

Gel kendine artık.Bırak kendine acımayı...Bırak insanların sana acıma beklentisini...Değerlisin,önemlisin,özelsin anla artık.Yanlışlar yaptın belki,hatalı kararların oldu.İzin verdin seni üzmelerine,belki de sen üzdün bilerek ya da farkında olmadan.İyi niyetin suistimal edildi,kullandılar belki o güzel yüreğini.Kırdılar ve bir daha onarılmaz dedin haksızca kalbine.
Yalnız sen misin bunları yaşayan?Herkes otobandayken sen toprak yollarda mı boğuştun çaresizce.

Hadi Silkelen!!!
Geçmişte kaldı,taşıma artık bu yükü sırtında.Al sorumluluğu ve umutla bak geleceğe.Doya doya yaşa An'ı...'Hayat bir kelebeğin ömrü kadar' unutma...Yok mu hiç geçmişinde mutluluklar?Hiç anımsatmıyor mu hafızan neleri başardığını?Hiç mi gülmedin,güldürmedin çenelerin ağrıyıncaya kadar?Minicik bir zorluk da olsa aştığın hiç olmadı mı?Haksızlık yapmadan kendine cevap ver...Bir an dahi olsa Hayat ,sana istediğini hiç sunmadı mı?

Hadi Silkelen!!!
Yeter artık bu çaresizliğin...Hoşuna gidiyor mu aynadaki aksin...Bir de gülümsemeyi dene bakalım,nasıl güzelleşeceksin?Erteleme,hedeflerin olsun.Sonsuz hayaller kur,seni huzurlu kılacak.Paylaş onları en sevdiklerinle...Olumsuzluklara sağır,çirkinliklere kör ol.Şükret sahip olduklarına,şükret sahip olacaklarına...Kendini asla ihmal etme...Takdir et,her aşamasında hayat mücadelenin...Küçük ama emin adımlarla yürü,seni takip edenler için iz bırak...

UNUTMA !!!

Senden başka kimse yok,tutacak ellerini sımsıkı ve hiç bırakmayacak...

1 Temmuz 2015 Çarşamba


MAZERET YOK

“İyi mazeret bulmayı başaranların, başka şeyler başardığı nadiren görülür.”
Benjamin Franklin




Henüz 1 yaşındayken çocuk felci oldu. Sol bacağını tamamen kullanamaz durumdayken, sağ bacağını ise kısmen kullanabiliyordu. Çocukluğunu ameliyatlar için sürekli hastanelerde geçirdiği için yaşayamadı bile. 12 yaşındayken,duyduğu bir müzikle koltuk değnekleri ile kendine has bir dans geliştirdi. Sakatlığına rağmen, dans aşkı ağır bastı ve sürekli çalıştı, Her şeye ve herkese rağmen. Dünyaca ünlü 'Cirque du Soleil' akrobasi topluluğunda tam 7 yıl, 2000' e yakın performansta görev aldı.

Yukarıdaki yazıda dünyaca ünlü dansçımız Dergin Tokmak' ın oldukça kısa hayat hikayesi var. Dergin Tokmak, dünyaya küsebilir, inzivaya çekilebilir ve belki de sadece boş bir yaşam içinde savrulup gidebilirdi. Fakat o, kendi becerilerine kanalize oldu ve bahane bulmadan hayallerinin peşinden koştu yılmadan.

Dansçımız gibi pek çok örnek var hayatımızda. Bizlere ilham olabilecek bir çok başarı hikayesi var. Peki gerçekten pek çoğumuz, her hangi bir zorluk karşısında mücadeleyi mi seçiyoruz, yoksa bahane bulup suçu başkalarına veya şartlara mı atıyoruz?

Yıllar önce bir yöneticim bizlere sonradan mottomuz olacak bir söz söylemişti: "Mazeret Yok"

Önce anlam veremediğimiz bu söz bize şunu anlattı aslında. Sorun odaklı değil, çözüm odaklı yaklaşım gösterin. Bu söz bizlere hayata farklı bir açıklamadan bakmamıza ışık oldu hep.

Nedir bize bahaneler oluşturan sebepler;

-İçe değil dışa bakmak

-Yüksek ego yaklaşımı

-Motivasyon düşüklüğü

-Yanlış hedef belirleme

-Tembellik ve kolaycılık (!)

-Problem çözme konusunda bilgisizlik

-Başarısızlıkların örtbas edilmesi

-Geçmiş tecrübelerimiz...

Daha pek çok neden sayabiliriz mazeret üretme ile ilgili. Beynimiz mazeret üretme konusunda çok maharetlidir. Bir futbol maçı düşünün, kaybeden takımın futbolcusu sahayı, teknik direktörü hakemi, başkanı federasyonu, taraftarları bütün takımı suçlar durur.

Çaba gösterilmeden üretilen mazeretler kişiyi başarısız kılar. Gerçeklerle yüzleşmediği için sorun çözmek gibi bir konu yoktur ortada. Kendini geliştiremez ve çok kolay demotive olabilir. Ayrıca mazeret üreten, insan ilişkilerinde sıkıntılar yaşayacaktır.

Artık bu oyuna son verme zamanı. Sorun değil sonuçlara bakarak bir değerlendirme yapma vakti. Gerçeklerle yüzleşerek ve sorumluluğu alarak harekete geçin sorunlarla mücadele için.

Önce söylemlerde bir değişiklik yapın;

Beni yanlış anladın yerine; kendimi yanlış aktardım.

Neden bu başıma geldi yerine; bu olayda benim nasıl bir sorumluluğum var.

Beni ciddiye almıyorlar yerine; beni ciddiye almaları için ne yapmam gerekiyor,

Firmamda çalışanlar çok kısa sürede işten ayrılıyor, çalışanlarımın işten ayrılmasında yönetici olarak benim ne hatalarım olabilir?

İş bulamıyorum başkaları torpille işe giriyor yerine; iş bulabilmem için her yolu denedim mi, yeterli donanıma sahip miyim?

Sorunlardan kaçmayın, bu bir çözüm değildir. Şimdi bana biraz kızabilir, suçlu ben miyim diye sorabilirsiniz. Hayattaki pek çok soruna ve duruma karşı lütfen sorumluluğu üstlenin. Bu ağır gelebilir belki fakat güzel haber; Eğer sorumluluğu siz üstlenirseniz çözümün de siz de olacağını göreceksiniz. Eğer sorumluluğu başkasına atarsanız, çözümü oradan beklersiniz. Ya gelir ya gelmez...


Son söz: Ya gerçekçi olur, öz eleştiri yapar başarılı ve mutlu olursunuz, ya da sanal bir hayat için de sürekli şikayet eder durursunuz. 

Tercih sizin...





29 Haziran 2015 Pazartesi


DEĞİŞİYORUM



"Dünyada değişiklik yapmakla başarılı olan insanlar, değişikliğe kendilerinden başlayanlardır. "
Bernard Shaw 


Kelime olarak ne kadar kolay; DEĞİŞİYORUM... Peki, gerçekten kolay mı? Bir çırpıda olayları, durumları ve insanları algılama şeklimizde bir değişim yaşayabilir miyiz? Sihirli değneği olan var mı aramızda, bir dokunuşla istediğimiz kişiliğe bürünmesine yardımcı olabilen?


Aslında değişmeyi istiyoruz ve birçoğumuz hatalı alanlarımızı farkındayız. Doğru yaklaşımı ve düşünceyi de biliriz. Bununla birlikte yanlış (!) adımlar atmaya,yanlış (!) kararlar almaya ve yanlış (!) düşüncelere devam ederiz.


Bu değişimimizin önündeki engel kim? Kim engeller bizi? Kimi aşmamız gerekir bu savaşımızda?







Kendimizden başkası değil bu değişimin önündeki... Peki ne der kendimiz kendimize değişim yolunda ? 
  • Boş ver değişme.Zaten değişmek de istemiyorum... 
  • Korkularım var,yeterince cesur değilim sanırım... 
  • Peki ya çevrem ne der?... 
  • Daha önce de değişmeye çalıştım fakat başaramadım... 
  • Değişmek istediğim davranış veya düşüncem beni rahatsız etmiyor şimdilik... 
  • Nereden başlayacağımı ,nasıl başaracağımı bilemiyorum... 


“Sizi korkutan her deneyim size güç, cesaret ve güven kazandırır. Kendinize ‘Ben bu dehşeti yaşadım. 
Bundan sonra gelecek şeylere hazırım’ dersiniz.” 
Eleanor Roosevelt


Peki nasıl bu engelleri yıkacağız ve değişimin önündeki 'BİZİ' kenara alıp,sen orada dur bakalım diyeceğiz.Kısa formül;

Farkındalık+Hareket=Değişim

ya da 

İstek + Karar + Kararlılık + Disiplin= Değişim



Yani önce kendi içimize döneceğiz. Kendimizi çok iyi tanıyıp,tanımlayacağız.Kendimizi kabul edeceğiz.Bu konuda yetkin kişilerin geri bildirimleri de dikkate alınmalıdır.Bu süreçte başarılarınızı hatırlayın.Nasıl zorlukların altından kalktığınızı.Değişim süresince içsel motivasyonunuzu yüksek tutmanıza yardımcı olur anımsadığınız başarılarınız.Hayal kurun ve olmak istediğiniz davranışı,hayatı ve düşünceyi sanki yaşıyormuş gibi derinlemesine hayal edin.
Bilinçaltına mücadelenizin temelini atmış olursunuz.


Sonra hareket yani aksiyon.Değişim zamanını başlatacak küçük başlangıçlar yapın.Tabii ki değişim yaşayacağınız konunun,sizin yapınıza,temel karakterinize ve şartlarınıza uygun olması esastır.Bazı öğretilere göre,değişim 21 günde bilinçaltına kodlanmakta. Yani bu süreçte bazı zorluklar dahi çekseniz,vazgeçmek yok.Bazı olumsuzlar yaşasanız veya çevrenizden olumsuz geri bildirimler dahi alsanız bu değişim yolundan dönmek yok.Kendinize mutlaka hedefler belirlemeli ve değişimin hangi aşamasında olduğunuzu kontrol etmelisiniz.


Şunu asla unutmamak gerek.İstenirse ve harekete geçilirse ,değişimin önündeki 'BİZ' ikna edilirse,hedeflediğimiz noktaya gelmek mümkündür.Biraz çaba,biraz özveri.Başarı yolunda bunu yapabilirsiniz.Kolay değil,fakat mümkün.Tabii ki SİZ isterseniz..


Değişimi yaşadıktan sonra keyfini çıkarın,kendinizi takdir edin ve mutlaka ÖDÜLLENDİRİN kendinizi.

SİZ DEĞERLİSİNİZ...


28 Haziran 2015 Pazar

YAŞAMA DAİR


Yaşadıklarımdan öğrendiğim bir şey var:


   Yaşadın mı büyük yaşayacaksın, ırmaklara, göğe, bütün evrene karışırcasına...   

   Çünkü ömür dediğimiz şey, hayata sunulmuş bir armağandır.

   Ve hayat, sunulmuş bir armağandır insana...



ATAOL BEHRAMOĞLU






Şiir öyle bir tılsıma sahip ki, bazen sayfalar dolusu yazsanız sığdıramazsınız o dizelerde yaşatılan duyguları. Büyük Üstat Ataol Behramoğlu da bize aynı tatları sunuyor şiirinde...

Peki biz yaşadıklarımızdan neler öğrendik? Hayat bize sunulmuş bir armağan mı gerçekten? Farkında mıyız sahip olduklarımızın ve hayatın anlamının? Yoksa kaybedince mi anlıyoruz, elimizden gidince mi uyanıyoruz aniden?

Bu uyanışı bugün yaşayalım hep beraber. Pazar günü, belki bazılarımız çalışıyor. Fakat pek çoğumuz iş kaygısından uzak. Önce şöyle bir sarılalım sevdiklerimize. Hiç bakmadığımız kadar içten, hiç görmediğimiz kadar derin hissedelim gözlerini gözlerimizde. Penceremizi açalım, şöyle derin bir nefes almanın keyfini çıkaralım. Seslere kulak verelim. İlk defa kuş sesleri yüreğimize sunsun melodilerini... Seyyar satıcıların hayat mücadelesini izleyelim. Pazar alışverişinden dönenler içinizdeki insan sevgisiyle karşılansın.

Yağmurlu bir günse, damlaların düşüşünü takip edin bütün hayranlığınızla. Bulutlar varsa, çocukluğunuza dönün ve hepimizin oynadığı oyun gelsin aklınıza. Her bir bulut kümesi anlam kazansın zihninizde bütün hayal gücünüzle. Güneş ışıl ışılsa, bırakın misafir olsun teninize. Kapatın gözlerinizi, tüm hücrelerinizde hissedin o cömert sıcaklığı.

Atın sonra kendinizi sokaklara. Hiç bakmadığınız gibi derin bakın, görmediklerinizi farkedin. Ağaç yaprakları size el sallarken, tüm kaygılardan uzaklaştığınızı hissedin.

Selam verin hiç tanımadığınız olsa bile esnafa, kolay gelsin deyin emek harcayanlara yüzünüzdeki tebessümle. Mutluluk dağıtsın varlığınız tüm ihtiyacı olanlara.

Hiç yapmadıklarınızı yapın, el aleme inat. Rahat bırakın kendinizi, hayatın tadını çıkararak.

Düşünün nelere sahip olduğunuzu. Belki öyle kocaman şeyler değil ama hepsi önemli, hepsi anlamlı. Ne kadar zengin olduğunuzun bilincinde olarak yaşayın kocaman, şairin de tavsiyesine uyarak:



'Uzak ülkeler çekmeli seni, tanımadığın insanlar

   Bütün kitapları okumak, bütün hayatları tanımak arzusuyla yanmalısın

   Değişmemelisin hiç bir şeyle bir bardak su içmenin mutluluğunu

   Fakat ne kadar sevinç varsa yaşamak özlemiyle dolmalısın.'



Farkında olmak gerek. Hayat bize bir armağan. Yaşama dair ne varsa, bu armağanın hakkını vermek gerek. Gönül gözünüz açık, yaşayın dilediğinizce her şeye inat...